Muhakkak İslam Garip Başladı Ve Başladığı Garipliğe Dönecektir


Ebu Hureyre radiyallahu anh'dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Muhakkak, İslam garip başladı ve başladığı garipliğe dönecektir. Ne mutlu o gariplere.
(Müslim)

İlahi vahiy bu dini, koyu bir cahiliyenin içinde bildirmeye başlamıştı. Kendilerine fayda da zarar da vermeye muktedir olmadıklarını gördükeri halde insanların birtakım putlara ibadet ettikleri cahiliyyenin içinde Ardından, dedelerinden kalan her yönüyle "Allah'a şirk koşma" ve "kulun, kula ibadet etmesi" esası üzerine bina edilmiş bir din anlayışına sahip cahiliyyenin içinde. Maddeci bir düşüncenin şekillendirdiği, kuvvetlinin zayıfı ezmesi, sömürmesi esasına dayalı bir hayat görüşüne sahip cahiliyyenin içinde. Sosyal hayatın her yönüne beşer aklının hükmettiği cahiliyyenin içinde... İşte bu yüzden doğmuştu bu din. İnsanların onu garip karşılamasının nedeni de işte bu idi. İbadeti sadece Allah'a has kılmayı yegâne ilah olarak O'nu benimsemeyi, sahte ilahlardan yüz çevirmeyi, dinin olduğu kadar sosyal yaşantının düzenlenmesi işlevini de yalnız Allah'a vermeyi gerektiren bir inanç, cahiliyye toplumunca nasıl garipsenmeyecekti ki? Onlara göre ilahların bire indirilmesi, yaşantının her yönüyle tek ilahın yani Allah'ın emir ve yasaklarıyla şekillendirilmesi olacak iş değildi ve gerçekten garipti. O zamanın mevcud dinlerinden hiçbirine benzemediği ve onların hepsini reddettiği için garipti, acayipti bu "yeni inanç." Babalarından, dedelerinden nice bilge  kişiler çıkmıştı ama hiçbirisi, Ümmi  olan Muhammed'in dediklerini diyememişti. Hem bu inanç bilge  atalarını kafasızlıkla, bilgisizlikle vasıflandırıyordu. İşte bunlar ve benzeri sebeplerden dolayı, cahiliyye tarafından garip karşılanmıştı bu din.

Evet, garip doğmuştu bu din ve yeniden garip haline dönmüştür. Mekke cahiliyyesinin rolünü en az onun ki kadar başarıyla yüzyılımız cahiliyyesi yüklenmiş; kişiler ve araçlar değişiklik göstermesine rağmen cahiliyyenin "gerçek İslam'a" karşı tavrı özde aynı kalmıştır. Yine garip karşılamaktadır insanlar "gerçek dini". Çünkü onların "Muhammed'in dinine tabiyiz" iddiaları, Mekke cahiliyyesi mensuplarının "İbrâhîm'in dinine tabiyiz" iddiasından öte geçmemişti. Lat, Menat, Uzza ve Hubel'i geride bırakacak somut veya soyut nice putlar icad etmeleri fertlerin Lâ ilâhe illallah inancından kopmasına ve nesillerin bu ilahi gerçeğin hakiki manasından uzaklaşmasına, hatta onu anlamaz hale gelmesine vesile olmuştur. Böylelikle örfi ve milli bir din anlayışına sahip insanlar, kendilerine dinin asıl hakiki manası ulaştığında bunu garipsemekte ve acayip karşıla-maktadırlar. Çağımız insanı, Allah'tan başka kanun koyucuların, yardıma çağırılanların, yönelinenlerin, dua edilenlerin; kısacası Allah'tan başka hayat nizamı belirleyip iba-det edilenlerin inkârını (ki, bu, Lâ ilâhe illallah inancının asli bir gerçeğidir) Mekke cahiliyye mensuplarının, putların inkârını garip karşıladıkları gibi garipsemektedirler.

İşte bu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yukarıdaki hadiste bildirdiği gaybi ihbarın tecellisidir. Bugün bu ger-çekle karşı karşıya olan davetçi Müslümanların yapacakları tek şey, getirmiş olduğu dini garipseyen Mekke mensuplarını bu dine davet hususunda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bildirilen davet ve mücadele metoduna tabi olmak; Mekke cahiliyyesinin modern tezahürleri olan günümüz toplumlarına ilahi hakikati en açık şekliyle ulaştırmaktır. İsterse insanlar bu dinin hakikatini garipsesin isterse ona karşı tavır takınsın, davetçinin görevi işte budur. Ve ahiret saadeti ancak bu gariplerindir. Gerçekten mutluluk onlarındır. Çünkü vaadinde duran Rabbi Zü'l Celal, yaptığına karşılık bu garip mücahidlere cenneti, ebedi saadeti, mutluluğu ve hepsinden yücesi kendi rızasını ve cemalini vadetmiştir.

Son Fotoğraflar

Tüm Fotoğraflar